2003 - 2007 / Statenlid van Provincie Zuid-Holland / Güney-Hollanda Eyalet Milletvekili
 
 
Platform ile Röportaj PDF Afdrukken E-mail
Platform’un B.Cebeci ile röportajı

(Hollanda’da aylık yayınlanan Platform dergisi eğitimci ve Güney-Hollanda eyalet milletvekili Bekir Cebeci ile gençlerimizin eğitimi hakkında bir röportaj yaptı. Bu röportaj Platform’un Nisan 2006 sayısında yayınlandı. Röportajın tamamını burada yayınlıyoruz.)

Palform: Bekir Cebeci kimdir?
B.Cebeci: Bekir Cebeci, 1947 yılında Gümüşhane ili- Kelkit ilçesi- Ünlüpınar (Pekün) köyünde doğdu. İlkokulu köyünde ortaokulu ilçe merkezinde- öğretmen okulunu ise Gümüşhane il merkezinde okudu ve 1966 tarihinde öğretmen oldu.

Platform: Neden öğretmenlik mesleği?
B.Cebeci: İlkokul dördüncü sınıfta iken “öğretmen olacağım” dedim. Çünkü ilkokul öğretmenimi ve öğretmenliği çok sevmiştim. Bugün yine bir meslek seçmek zorunda kalsam yine öğretmen olmak isterim. Çünkü ben çocukları da çok seviyorum. Onlar bizim geleceğimiz, gözbebeğimiz, herşeyimiz. Öğretmenlik, kutsal bir meslektir. Bir insanın yaşamında anne ve babadan sonra üçüncü kişi öğretmendir. Bizim işimiz insan yetiştirmek. İnsanları hayata hazırlamaktır.

Platform: Türkiye’de öğretmenlik yaptınız mı?
B. Cebeci: Evet. İlköğretmenliğimi ve okul müdürlüğümü iki yıl Kütahya ili Gediz ilçesi Kızılüzüm köyünde yaptım. Daha sonra Urfa ilimiz Bozova ilçemiz İrme köyünde, Samsun ilimizin Vezirköprü ilçesi Dümrek yaylasında. Trabzon ili Akçaabat ilçemiz Akören köyünde öğretmenlik yaptım. Daha sonra Trabzon merkezinde Atatürk ve Kurtuluş ilkokullarında sekiz yıl olmak üzere toplam 14 yıl öğretmenlik yaptım.

Platform: Sizce Hollanda'daki Türk kökenli öğrencilerin eğitim sürecinde karşılaştıkları başlıca sorunlar nelerdir?

B. Cebeci: En başta Hollandaca dil konusu. Dil konusunu çok önemsiyorum. Göçmen çocukların daha anaokuluna başlarken Hollandalı yaşıtlarından iki yıl Hollandaca dil geriliği var. İlkokul sonunda bu dil geriliği azalmıyor; çoğalıyor. Bir göçmen çocuk ilkokulun sonunda yani 12 yaşında yaklaşık 10 bin tane passif kelime bilirken, aynı yaştaki bir Hollandalı çocuk 17 bin passif kelimeyi tanıyor. Göçmen çocuklarının Hollandaca’da en çok zorlandıkları alan: soyut kavramlardır. Çok akıcı Hollandaca konuşan çocuklarımızın bile bu alanda zorlukları ve sorunları vardır.

Dil uzmanları, bir çocuğun (aynı zamanda bir yetişkinin de) Hollandaca bir cümleyi tam olarak anlayabilmesi için cümle içindeki kelimeleri yüzde 94 oranında tanıması gerekiyor, diyorlar. Çocuklarımızın en çok zorlandıkları alan işte bu alandır. Kitap dili ve öğretmenin açıklamalarını anlamada zorlanıyorlar. O zamanda verilen dersi ve   ödevleri konuyu tam anlayamadıkları için yapamıyorlar. Bu konuda Amsterdam Üniversitesinden dil uzmanı Rene Appel yıllar önce bir araştırma yaptı. Araştırmasının sonuçlarını “Samenwijs” dergisinde okudum.   Rene Appel, Türk ve Faslı çocukların öğretmen ve kitap dilini yüzde 50-60 oranında anladıklarını o yüzden de başarılı olamadıklarını tesbit etmişti.

Öğrenilen konular ne olursa olsun onları mutlaka tekrar etmeliyiz. Zira tekrar edilmeyen konular çok çabuk unutulur. Eğitimde tekrar, öğrenmenin anasıdır.

İkinci önemli sorun, okul-veli ilişkileri. Velilerimizin öncelikle çocuklarına yardımcı olmayı candan istediklerini sanıyorum. Ancak yolunu ve yöntemini bilmediğin zaman bu yardım ve destek amacına ulaşamıyor. Elbette bunu başaran çok sayıda velimiz vardır. Veli, Hollanda eğitim sistemini öncelikle çok iyi tanımalıdır. Birkaç yıl önceydi. İlkokul son sınıftaki bir öğrencinin annesini okula davet ettik. Sınıf öğretmeni, çocuğun “Praktijkschool’”a gidebileceğini. Bunu çok iyi yapabileceğini ve orada başarılı olabileceğini anlatınca, bizim velimiz, çocuğu için başarı ve iyi kelimelerini duyunca çok menun oldu. Oysa bu kelimelerin hangi düzeydeki okul için olduğuna iyi bakmak gerekir.   Veli:   ”Sağol, öğretmen, sağol. Bizim çocuk o okulu başarır değil mi?” diye sordu. Öğretmen de: ”Tabii, tabii,“ deyip velimizi uğurladık. Benim görevim orada sadece tercümanlıktı. Kaldı ki o saatten sonra yapılacak bir şey de yoktu. Veli, “praktijkschool” un nasıl bir okul olduğunu bilmediği için okuldan memnun ayrıldı. Zira bu okula zeka düzeyi düşük, başarısız öğrenciler gönderilir. Ve de bu okulun sonunda öğrenciye bir diploma bile verilmez. Oysa bugün işpazarının aradığı elaman, yüksek öğrenim diploması olan gençlerdir.

Bir başka örnekte sekizinci grupta okuyan bir çocuğun annesi daha öğretimin yılının başında sınıf öğretmenine geldi ve dedi ki: “Ben çocuğumun kesinlikle ‘praktijkschool’a gitmesini istemiyorum. En azından VMBO’da bir okula gitmesini istiyorum. Ne yapmam gerekirse yapmaya hazırım.”   deyip, öğretmenden yardım alıp çocuğuna destek olmaya başladı; ve başardı da.

Platform: Bu sorunların ortaya çıkışının temel nedenleri nelerdir? Çözüm konusunda ne düşünüyorsunuz?

B.Cebeci: Bu sorunlar, durduk yerde ortaya çıkmıyor. Bizler anne-baba olarak çocuklarımızla birlikte tümüyle Hollanda’ya ve Hollanda eğitimine yönelmediğimiz sürece bu sorunlar sürer gider. Hep birlikte diyorum zira bir evde yaşayan anne, baba Türkiye’ye odaklı yaşıyorsa o evdeki çocuğun Hollanda’ya odaklanması mümkün mü? Siz evde her gün çocuğun yanında Türkiye’ye konuşacaksınız, sonrada çocuktan başarı bekleyeceksiniz. Bu olmaz tabii. Pek ne yapmak gerekir? Elbette ki anne baba birinci kuşak veya kısman ikinci kuşak Türkiye odaklı yaşayabilir. Çünkü onlar bir yerde geçim sorunlarını çözmüş olabilirler. Ama çocuklarımızın geleceği Hollanda’dadır. O zaman Hollandaca öğrenmek, Hollandanın Tv kanallarını izleyip Hollanda konularıyla meşgul olmak gerekir. Evimize Hollandaca bir gazete giriyor mu? Çocuğumuz ortasınıftan bir Hollandalı çocukla arkadaşlık kurabiliyor mu? Bunların hepsi birer artı değerdir. Bu artı değerler çocuğun başarısına katkıda bulunurlar.

Hollanda’yı ve Hollandaca’yı sevmeliyiz. Bu toplumu sevmeliyiz. Çünkü bu toplumu,   bu ülkeyi ve bu ülkenin resmi dili Hollandacayı sevmeden bir yere varamayız. Atalarımız ne güzel demişler “Vatan doğduğun yer değil; doyduğun yerdir”.   Kaldı ki üçüncü kuşaktan itaberen artık geleceğimiz gözbebeğimiz çocuklarımız, burada doğup, burada büyüyor ve burada gelecek kurup doyuyorlar. Onların gelecekleri artık buradadır. Öyleyse hepbirlikte onlara güzel ve parlak bir gelecek hazırlayalım. Biz hüminst bir kültürden geliyoruz. Bir Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaşi geleneğinden, geleceğe ancak bütün insanları sevip kucaklayarak ulaşabiliriz. Biz insanlar arasında ayrım yapmayız. Yunus Emre’nin dediği gibi “Kamu alem birdir bize. Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü”.   Sevmeden, başarı olmaz. Sevmeden Hollandaca’yı tam olarak öğrenmek mümkün değildir. Zafere ve başarıya inanıp o yolda çok ama çok çalışmalıyız. Çünkü hiç bir başarı mücadelesiz ve sevgisiz olmaz.

Platform: Genel anlamda Türk kökenli öğrencilerin eğitim durumları hakkında ne düşünüyorsunuz?

B. Cebeci: Genel anlamda eğitimde çok başarılı olan öğrencilerimiz vardır. Ben kendim yakından biliyorum. Rotterdam’daki Nieuw-Zuid (eski adı Hugo de Groot) lisesinde yıllarca Türkçe dersi öğretmenliği yaptım. Oradan tanıdığım birçok öğrencim liseyi (VWO ve HAVO) bitirip üniversiteye veya meslek yüksek okullarına gidip okullarını bitirdiler. Bu öğrencilerimin bir kısmıyla hala ilişkilerim sürüyor. Bunlarla gerçekten gurur duyuyorum. Zira bu öğrencilerim Türkçe derslerinde de çok başarılıydılar. Aslında anadilini iyi öğrenen bir çocuğun Hollandacayı da iyi kavradığını ben pratikte gördüm ve yaşadım. Hatta öğrencilerim bana: “Hocam, inanın biz Hollandacayı bazı Hollandalı arkadaşlarımızdan daha iyi anlıyor; konuşuyor ve yazıyoruz” derlerdi. Bu dil öğrenmeye benim de eğer bir katkım olmuşsa kendimi mutlu sayarım.

Nieuw-Zuid lisesinde birinci sınıfları (köprü sınıfları) için bir yıl boyunca Hollandaca soyut kalıplaşmış kavramsal deyimler öğretilir. Ben bu sözcük listesini okul yönetiminden aldım. Ve bu kavramları Türkçe’ye çevirdim. Her dersimin başında en az 10 kelimeyi önce öğrencilerime sorardım sonra da doğru yanıtı ben verirdim. Bu listeleri öğrencilerim daha iyi öğrensin ve de unutmasınlar diye onlara dağıtırdım. Birinci sınıflar için hazırlanmış olan bu kavramları ben ikinci, üçüncü sınıf öğrencilerime de sorardım. Onların da bu kavramlarda gerçekten zorlandıklarını gördüm. Örnek vermek gerekirse; “met betrekking tot, ten aanzien van; met het oog op; naar aanleiding van; ” gibi soyut deyimsel kavramlar.

Çocuklar bu derslerde Hollandaca öğrendikleri ancak anlamını bilmedikler kavramları getirip bana sorarlardı. Bir örnek vereyim. Bir gün bir öğrencim: “Hocam, bijvoegelijk naamwoord, ne demektir? diye sordu. “Çocuklar, siz bunun cevabını pek ala biliyorsunuz,” dedim. Onlar “Hayır, bilmiyoruz,” dediler. “Bakın ben size şimdi bir sözcük söyleyeceğim. Siz hemen ‘evet, hocam biz bunu biliyorduk’ diyeceksiniz.” Ve “bijvoegelijk naamwoord; sıfattır” deyince aynen dediğim gibi oldu. Hepsi birden “evet biz bunu biliyorduk” dediler. Zira derslerimizde Türkçe kelime çeşitlerini, isim ve sıfatları işlemiştik. Bu küçük örnek bile Hollandacayı en kısa, en doğru ve en hızlı bir şekilde öğrenmenin yolunun anadilden geçtiğini göstermektedir.

Ben bugün hala şuna inanıyorum: Anadili eğitimi örgün içinde tekrar yerini almalıdır. Anadili eğitiminin kaldırılması bence büyük tarihi bir hatadır. Bence Anadili eğitimini kaldırmak yerine onun gücünden yararlanmak çok daha akıllıca ve bilinçi bir eylem olurdu.

Platform: Yabancı kökenli öğrencilerin bazı engellemelerle karşılaştıkları belirtiliyor. Buna katılıyor musunuz?

B. Cebeci: Hayat engellerle doludur. Öğrenci, öğretmen herkes hayatta engellerle karşılaşabilir. Ancak önemli olan, bu engellerden yılmamak; ve engelleri aşmak için mücadele etmektir. Bunun da yolu öncelikle öğrencinin derslerinde çok başarılı olması ile başlıyor. Bir devlet adamı ve şairimizin de dediği gibi kayaları delen otun gücünü, yüreğinde duyarsan, kendi özgücüne güvenirsen başaramıyacağın iş kalmaz. Yılgınlığa hiçbir zaman teslim olmayacağız ve bu sözcüğü hayatamızdan çıkartıp atacağız.

Şurası bir gerçek ki, göçmen çocuklarının büyük bir çoğunluğu, alt düzey çıraklık okullarına gidiyor. Bir yılda VMBO (meslek lisesi)’ da okulunu terkeden öğrenci sayısı 64 bin kişi. Yine yıllık VMBO’da diplomasız okulu bırakan öğrenci sayısı 120 bin. Bu öğrencilerin büyük bir bölümü göçmen çocuklarıdır. Bu gidiş nereye?   Her engelle karşılaşan okulunu terkederse, vay halimize! Bu eğitimden ve okuldan kopuş hayattan ve gelecekten kopuştur ki;   insanın ve toplumun sonunu hazırlar. Zira parlak geleceğin anahtarı çok iyi bir eğitimdir. Bir insanın geleceği, o insanın göreceği eğitime bağlıdır. 21.yüzyılda eğitimsiz bir insanın geleceği olacağına inanamıyorum. Bu kadar eğitim olanaklarının geniş ve bol olduğu bir ülkede gençlerin, meslek yüksek eğitiminden nasiplerini alamayışlarını anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Geçenlerde Güney-Hollanda eyalet meclisinde konuyu gündeme getirip, işsiz ve eğitimsiz gençlerin sorunlarına çözüm aranmasını talep ettim. Ve o arada okullarını diplomasız terkedenleri tekrar okula ve eğitime kazandırmak için verdiğimi önerge (motie) oybirliği kabul edildi. Çünkü bu konu bütün meclislerimizin, okullarımızın, eğitimde taraf olan bütün kişi ve kurmlarımızın görevidir. Gençliğe yatırım, geleceğe yatırımdır.

Platform: Ailelere ne gibi sorumluluklar düşmektedir?

B. Cebeci: Ailelere elbette çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Çocuğun karşılaştığı engelleri, yılgınlıkları çocukla birlikte aşmanın yollarını arayıp bulmalıyız. Öncelikle çocuklarımıza nasıl yardımcı ve destek olmamız gerektiğini iyi öğrenmeliyiz.

İlköğretimde okuyan çocuklarımızın günlük programları çok düzenli olmalıdır. Onların uyku, dinlenme ve oyun saatleri iyi planlanmalıdır. Çocuk uykusunu tam alarak ve de kahvaltısını yapmış, beslenme çantasını da alarak okula gitmelidir. Bunları yapacak olan anne ve babadır. Ve bunları da yapan anneler ve babalar da elbette çoğunluktadır.

Orta ve yüksek öğretimde okuyan çocuklarımıza evlerinde sessiz bir çalışma odası hazırlamalıyız. Bu da yetmez. Öğretim yılı başında, çocuğun sınıf öğretmeni (mentor) ile görüşüp çocuğunuza nasıl yardımcı olabileceğinizi sormalıyız. Ve çocukla birlikte ev ödevlerini yapacağı zamanları gösteren bir haftalık program yapmalıyız. Çocuğa her gün sıkıcı gelecek bir şekilde “Çocuğum ev ödevlerini yap” demek yerine yapılacak bir programla sorumluluğu ve özgürlüğü ona verip denetlemek en doğru yoldur.

Okul Aile Birliği toplantılarına, karne görüşmelerine mutlaka ama mutlaka gitmeliyiz. Evlerimizin en güzel köşesinde kendimizin ve çocuklarımızın yararlanacağı bir kitaplık kurmalıyız. Bu kitaplıkta başta Hollandaca, Türkçe, İngilizce ve diğer sözlükler olmak üzere çeşitli dillerde kitaplar olmalıdır.

Platform: Türk ailelerin çocuklarının eğitimi konusunda kayıtsız kaldıkları yönündeki eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?

B. Cebeci: Ne yazık ki, bu eleştiri de haklılık payı vardır. Ancak özellikle son yıllarda velilerimizin çocuklarının eğitimleriyle çok yakından ilgilendiklerine tanık olmaktayız. Burada göze çarpan annelerdir. Annelerinn yanında babaların da çocukların eğitimlerine gereken önemi ve değeri vermesi elbette beklenir.

Platform: Hollanda eğitim sisteminin bir gerçeği olan siyah beyaz okul ayrımını doğru buluyor musunuz? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

B. Cebeci: Hollanda’da ne yazık ki, siyah ve beyaz okul diye adlandırılan bir ayrım pratikte vardır. Bazı okullarımız imajı düzeltmek için siyah okul yerine “kleurrijk school” yani renk zengini okul demektedirler. Adına ne dersek diyelim böyle bir yalın gerçekle karşı karşıyayız. Bence doğru olan göçmen ve Hollandalı çocukların birlikte öğrenim gördüğü karma okulların olmasıdır. Zira göçmen çocukların, Hollandalı akranlarıyla ilişki kurması, arkadaşlık etmesi ve oyun içinde Hollandacalarını geliştirmeleri en doğru yoldur. Karma okul olayı zor görünse de bunu başaran okullar vardır. Bu okullar, özellikle Hollandalı veliler ile görüşüp onların bu okullara ilgi gösterip çocuklarını yazdırmaları sağlanmaktadır. Buna en güzel örnek Rotterdam’daki Kamu Okulu De Vierambacht. Bu okul tamamen siyah bir okul iken özellikle Hollandalı velilerin özgün ve duyarlı çabaları sonucu karma bir okul oldu. Ve gerek Bakanlıktan ve gerekse de kamuoyundan gerekli desteği ve takdiri topladı.   Ancak şurası da bir gerçektir ki; okulun renginden çok okuldaki eğitimin kalitesi çok daha önemlidir.  

Platform: Konu hakkındaki genel değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

B. Cebeci: Türk toplumunun ve çocuklarımızın geleceği Hollanda’dadır. Gençlik gelecek demektir. Fakat ben hemen şu soruyu soruyorum: Hangi gençlik? Elbetteki öğrenimin görmüş, diplomasını kazanmış, çalışan ya da işini kuran gençlik. Çünkü bu gençlik topluma ve devlet yük olmaz. Aksine çalışıp vergi ödeyerek topluma ve devlete katkıda bulunur. Bugünkü Türk ve göçmen gençlerin yüzde 40’ı işsizdir. Bu çok kötü bir gelişmedir. Yarın çok geç olmadan, anneler, babalar, öğretmenler, okullar, okul yönetimleri, işverenler, devlet,   yani kısaca bu konudan sorumlu olan herkes gereken önlemleri almak durumundadır. Zira bu toplum, gençler arasındaki bu kadar yüksek bir işsizlik oranının kesinlikle kaldıramaz.

Bizim çocuklarımızın ve gençlerimizin başarısına destek olmak için onları mutlaka motive etmeliyi ve desteklemeliyiz. Zira onların teşvike, desteğe ve motivasyona kesin ihtiyaçları var. Gençlerin kendilerine güvenlerini artırıp, okullardaki başarısı bir yerde bu motivasyona bağlıdır. Gençlerimize inanıp güvenelim. Onları sevelim. Sevgisiz hayat, susuz bir bahçeye benzer. O bahçede çiçek biter mi? Bitmez. Öyleyse biz de sevgiyle çocuklarımızın özgüvenlerini artırıp başarılarına destek olmalıyız.
Buradan herkese başta gençlerimiz olmak üzere bütün anne ve babalara eğitimde başarılar diliyor en derin saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Platform: Sayın Cebeci, bu röportaj için size çok teşekkür ederiz.
B. Cebeci: Ben de size teşekkür ederim. Yayın hayatınızda başarılar dilerim.